Yazı Detayı
10 Eylül 2021 - Cuma 07:15
 
Bir Sabah Balıklıgöl
RIDVAN SÜZEN
 
 

Rıdvan Süzen - BİR SABAH BALIKLIGÖL

 

         Sabah saatlerinde hiç yürüdünüz mü toprak ve sessizlik kokan yoldan? Gecenin güne nazlandığı,güneşin ha doğdu ha doğacak dediğimiz yoldan. Güvercin seslerinin rüzgara karıştığı,her caminin şerefesinden göklere yükselen sesleri hiç duydunuz mu?İnsanların mahmur gözleriyle Hakk'amünacaatı, küçük bedenlerin tuttuğu ellerin güven fermanını gördünüz mü? Mezopotamya topraklarının kalbi olan şanlı şehri en suskun halinde dinlediniz mi? Kaldırım taşlarının günün kirinden arındığı ve kırmızı üniformalı görevlilerin sessizlik karşısında suskunmeşgalesine şahit oldunuz mu?

 

         Halil-u rahman camisinin zikirle başlayan sabah namazındayız. Dışarda mevsimsel bir geçiş ve ılıman bir hava. Yaz mevsimi, bohçasını toplamış yerini sonbahara bırakıyor. Eylül de geldi zaten.İçeride saflar halinde dizilen bir insan gurubu. Kimisi günahlarına ağlar, kimisi cehennem korkusu çeker,kimisi dilekler yumağını açar ve kimisi de Hakk'a âşık... Biz hangi saftayız bilemiyorum. Belki hepsinde belki hiçbirinde. Her rekâtının bizi sabaha yaklaştırdığı ve meleklerin de şahit olduğu bir namaz vakti. Mihrapta bir imam, ardındadizilenler adına Rabbiyle irtibat halinde. Hepimiz pür dikkat! Kimimiz işimizi, kimimiz paramızı, kimimiz günümüzü düşünüyoruz. Dört rekatın nihayetinde okunan bir “La Yestevi”... Ağır adımlarla çıkıyoruz, görevini icra etmiş memur misali. Caminin hemen yanında 400 yıllık bir gelenek. Sabah ve ikindi zikirlerinin Allah Allah nidaları.Başında takke, elinde bir bardak su ve her yaştan insanın aynı melodiyi yakaladığı o ses. Bahçe duvarında Arapça yazıldığı için ayet zannedilen Urfa şiirleri.Yıllarca saklandığı mağaradan çıkamayan Hz. İbrahim'inmağarası her gün buna ev sahipliğiyle meşgul. Bahçeden sonra sessizlik içinde kimsesiz çarşıya doğru yol alıyoruz. Ve iş burada başlıyor. Dilinden anlamadığımız küçük küçük çocuklar avuç açmış bizden bir şeyler istiyorlar. Suriye göçmeni olan bu çocuklar sabahın henüz ilk saatlerinde birilerinin yardımını umuyorlar. Ve ilerliyorsunuzayak sesleriniztak tak tak... 21.yüzyılın teknoloji ve modern çağında utanç verici bir manzara bizi karşılıyoruz. Az önce bize avuç açan çocukların anneleri sadece bir ekmek bekliyorlar. Evet evet sadece ekmek. Dükkanların önünde muntazam bir sıra halinde bekliyor ve elleri un kepeğiyle beyazlaşan bir amcanın elinden ekmek... O saatler faaliyette olan bir fırın, hayır sahibi birinin para vermesiyle bu insanlara ekmek dağıtıyor. Belki de bir arabanın yanaşmasıyla da birinin eline para tutuşturuluyor. İşte bu onlar için büyük bir şans.Kime denk gelecek o araba. Biraz daha ilerliyoruz bir çay ocağı bizi karşılıyor. Yine her yaştan insan var burada. Kimi ev kirasını konuşuyor kimi elektrik faturasını kimi de çocukların yaptıklarını karşıdakine anlatıyor. Dert yana yana.Üstelik hepsinin karnı tok, sırtı pek. Simit ve çayın muhabbetiyle elli metre gerideki enkazdan habersiz... Biraz daha ilerliyoruz ve etiket fiyatlarının artığı başka bir ortam. Et lokantaları açılmış. Işıyan günün ilk yemişini ciğer kebabından yana kullanan insanlar. Soğuk ayranın verdiği hafif titremeyle ellerini ısıtmaya çalışırken onlar da elli metre geriden habersiz. Oysa henüz yirmi dakika önce aynı mabetten çıkmış aynı kıbleye dönmüş ve aynı  Allah’a ibadet etmişlerdi. Burda da yemek üzerine bir muhabbet var. Kulak kabartınız ‘bu et az mı pişmeli çok mu pişmeli’!!

 

Yoksulu ülkeye alan,dilenmesine ön ayak olan onlara muhacir, bizlere ensar ismini verenlerden kimseyok orada. Sıcak yataklarında, elyaf yastıklarında sabaha meydan okuyanlar silsilesi... Ağaran sabahla, artan sesle çalışmaya başlayan şehir içi otobüsleriyle hayat normale dönüyor. Bedestenden gelen dua sesleriyle esnaf kepenk açıyor. Güne yeni bir ruh bahşediliyor. Avuç açanlar evin yolunu tutuyor. Yarın için yeni bir umut başlıyor. Belki de o zengin görünümlü araba bana denk gelecek diye hayaller kuruluyor. Doyumsuzlar da masa başında kalem oynatıyor. Her halden uzak, küçük dünyalarında mide ve gelecek kaygısı güdüyor.

 

Hepimiz aynı camide aynı saftaydık. Sen doydun ben aç kaldım. Benim hakkım vardır senin kazandığından, seni yaratan sana öyle emrediyor. Bu yolculuk her gün sürüyor ve sen doymuyorsun. Sonra anladım ki aziz dostum, doymayan mide değilmiş gözlermiş.

 

Kalın sağlıcakla.

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Bir, Sabah, Balıklıgöl,
Yorumlar
Haber Yazılımı