Yazı Detayı
11 Haziran 2021 - Cuma 07:14
 
BİR SARI GELİN HİKÂYESİ
RIDVAN SÜZEN
 
 

BİR SARI GELİN HİKÂYESİ

 

Toplumsal hafızamızda saklı duran güzel nağmelerden biridir Sarı Gelin hikâyesi. Bölgeden bölgeye şehirden şehire bu türkünün hikâyesine farklı ekleme ve çıkarmalar yapılmıştır. Kültür arkeolojimizde önemli bir yere sahip olan Sarı Gelin hikâyesi, sınırla aşmış farklı millet ve dinlerde kendine yer bulmuştur. Çeşitli araştırmalarla yakın tarihte romanlaşan öykümüz, bugüne kadar gelen varyantlarıyla da eşdeğer bir görünüm arz etmiştir. Türk edebiyatında Feridüttin-i Attar’ın Mantıku'tTayr adlı eserinin son bölümünde yer bulurken aynı parametrede Kürt edebiyatında FeqiyeTeyran tarafından da hikâyenin kaleme alındığı görülmüştür. Peki nedir bu hikâyenin aslı, buyurun beraber bakalım.

 

Günümüzdeki Yemen'in başkenti Sana’da doğan Şeyh Senan adında bir derviş vardır. Bu derviş Medine'de İslam'a hizmet etmektedir. İsmini, yaşadığı şehirden alan Sen’an, Anadolu coğrafyasında Sinan isminin aslını oluşturmuştur. Sen’an Medine'de iken dergâhında kırk tane müridi yetiştirmekte ve onları tasavvuf terbiyesi ile eğitmektedir. Şeyh Sen’an bir gece rüyasında güzeller ötesi bir kadınla sohbet ettiğini görür. Uyandığında bitap bir halde her yerde onun yüzünü görmeye başlar. Kendi yorumuna göre bu kadının Ermenistan, Gürcistan veya Anadolu diyarında olduğun anlar. Otuzdokuz müridini yanına alan Şeyh Sen’an, en güvendiği ve en sevdiğimüridini de vekil olarak yerinde yani Medine'de bırakır. Düşer yollara. Gece gündüz demeden. Dağlar, bayırlar, yollar aşılır.Bir rüyanın onu ondan alan nur-u tecelliyi görme arzusu her şeyi yaptırır kendisine. Aşınılan uzun yollar neticesinde Gürcü Penek Kralı IV. David’ in kızı olan Humar hanımı görür. Humar hanım bir Hint elbisesi giymiş veŞeyh Sen’an’dan olabildiğince de farklıdır. Otuz dokuz müridin şaşkın bakışları ve mayhoş düşünceleri arasında onlara rüyada gördüğü kişinin Humar hanım olduğunu söyler. Fakat bu kadın Hristiyan’dır. Üstelik İslam’a olan yaklaşımı zinhar kabul edilebilecek seviyede değildir. Şeyh Sen’an Humar ile konuşur, zaman geçirir, halini, duygusunu kendisine arz eder. Humar hanım ise birlikte olmak için bazı şartlar öne sürer. Müritler şaşkın, pişman ve olanları acı ile karşılamaktadır. Çünkü kadının şartları çok ağırdır.Şeyh Sen’an’ın Hristiyanolmasını ister.  Kur'an'ı ve seccadeyi bırakmasını, Hristiyanlığın alameti olan beline zünnar bağlanmasını ve en önemlisi de domuza çobanlık yapmasını şart sunar. Şeyh Sen’an özellikle namaz kılmayı Kur'an okumayı bırakır. Hristiyan dinine tabii olduktan sonra zünnarı da beline bağlar. Sarayın arka bahçesinde bulunan domuz çiftliğinde domuzlara çobanlık etmeye başlar. Tek isteği rüyada tapmış olduğu bu güzelliğin yanında, yöresinde, diyarında olmaktır. Peşine taktığı otuz dokuz mürit boynu bükük bir şekilde geriye döner. Vekil olarak kalan baş mürit, duyduklarına inanamaz. Şeyh Sen’an’ı yalnız bıraktıkları için müritleri azarlar ve kendisi Erzurum'a doğru yol alır.  Şeyh Sen’an’ın iradesi elinden gitmiş, aşk yolunda dünya pusulası değişmiş, canhıraş bir şekilde Humar hanımı tekrar tekrar görme uğruna türlü yollardan geçmiştir.

 

Medine'ye dönen müritler Sen’an’ın Allah uğruna çile çektiğini anlayarak tekrardan Erzurum'a dönerler. Müritlerin gözleri önünde domuz çobanı olan Şeyh Sen’an, bir gece rüyasında Hz. Muhammed’i görür ve bir anda uyanıp durumun vehâmetini anlar. Tövbe edip müritlerini gözyaşları içinde bir bir hatırlar ve adeta kırk yıllık uykudan uyanmış gibidir. Bu uyku hâli, bu sarhoşluk hali, kendi bedeninden geçip her şeyi bir insan uğruna harcama hâli aşktan başka bir şey değildir. İradeyi elden alan başka ne olabilirdi ki...Müritleri ile beraber yola çıkmaya başlarken Humar hanımda Sen’an’ın aşk yolundaki bu cefası karşısında Müslüman olur ve bu kez de o, Şeyh Sen’an’ın peşine düşer. Oldukları yerden çok uzaklaşmadan bir dağın tepesinde Humar hanım, ŞeyhSen’an’ıve müritlerini yakalar. Humar,  Şeyh Sen’an’a karşıkelime-i şahadeti getirerek onun yoluna geldiğini ifade eder. Ama çok geç…  Çevreden gelen oklarla ikisi de o dağın üstünde Müslüman olarak can verir. O günden bugüne kadar bu dağın adı “Allahuekber” dağıdır. Sen’an, çekmiş olduğu bu çile ve yaşadığı aşkın devamında son nefeste Müslüman olarak can veren Humar’ın kurtuluşuna vesile olmuştur. İlk gördüğü gün giydiği sarı Hint elbisesi sayesinde ismi Sarı Gelin olarak kalmıştır Humar hanımın. Hikâyeden, şarkıya oradan da modern romana evrilen bir anlatıdır Sarı Gelin.

 

Aradan geçen uzun yıllar bu hikâyeye farklı varyantlar kazandırmıştır. Kimisine göre bir Ermeni hikâyesi kimine göre bir Gürcü, kimine göre Araphikayesi… Sen’an’ dan geriye kalan Molla Cezeri'nin Allah’a İthâfen yazdığı mısralarda kendini göstermiştir:

 

            Şeyh Sen’an şarabı yanlışlıkla içmedi

Ermeni, Gürcü, Türk diyarına da boş yere gitmedi

O, senin tecellini bir dil-rubada gördü

Tur dağında Musa'nın sana şahit olduğu gibi

O yüzden Şeyh Sen’an’da hata ve yanlış aramam

Çünkü senin tecellini görende hata ve yanlış olur mu.

 

Türkünün aslına baktığımızda ise:

Erzurum çarşı pazar, leylim aman aman

Leylim aman aman, leylim aman aman suna yarim  

İçinde bir kız gezer oy nenen ölsün, sarı gelin aman

Sarı gelin aman, sarı gelin aman suna yarim

 

Elinde divit kalem, leylim aman aman

Leylim aman aman, leylim aman aman suna yarim

Katlime ferman yazar ay nenen ölsün, sarı gelin aman

Sarı gelin aman, sarı gelin aman suna yarim

 

Seni vermem ellere, leylim aman aman

Leylim aman aman, leylim aman aman suna yarim

Niceki bu canımsa ay nenen ölsün, sarı gelin aman

Sarı gelin aman, sarı gelin aman suna yarim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: BİR, SARI, GELİN, HİKÂYESİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı