Yazı Detayı
24 Nisan 2021 - Cumartesi 11:30
 
Hayır, Coğrafya KADER Değildir!
AHMET DOĞAN
 
 

 

Bu yazıyı UrfaGaste yazarı İbrahim Okuyan’ın 16 Nisan 2021’de yayımladığı yazıya karşılık olarak yazıyorum. 

 

İbrahim Bey, yazısının hemen girişinde İbni Haldun’a ait olduğu rivayet edilen “Coğrafya Kaderdir” cümlesiyle başlamış ve aynı şekilde bitirmiştir. Yazıda bu tezi desteklemek için örnekler öne sürmüştür. 

 

Ben de bu düşünceye katılmadığımı hemen baştan belirtmekte fayda olacağını düşünüyorum.  Şöyle ki; diğer tüm canlıların (hayvan, bitki, tek hücreli) aksine insan doğaya mahkum değildir; ne iklime ne de coğrafyaya. Çünkü benzer coğrafya şartlarında yaşayan insanlar birbirlerini andıran tepkiler göstermiyorlar. 

 

İbni Haldun’a atfedilen “Coğrafya Kaderdir” sözünü Aristoteles de, Heredot da söylüyor fakat bu düşünce ilk akla gelen fikirdir ve kolaycılıktır. Bozkır toplumlarına baktığımızda yüzeysel bir benzerlik görülüyor, ancak derinlere inildiğinde çok daha farklı şeyler görülebilir. Ama genellikle derinlere inmek pek tercih edilmiyor ve kolaycılığa kaçılıyor. 

 

İbni Haldun’un yaşadığı döneme ve bölgeye bakılırsa “coğrafya kaderdir” sözü doğru görünüyor olabilir. Ama bugünkü dünyaya bakınca bu söz anlamını yitiriyor. Örneğin; Güney Kore ve Kuzey Kore aynı coğrafyayı paylaşıyor. Güney Kore’de kişi başına düşen milli gelir 30.000 dolar civarında iken, Kuzey Kore’de 1.000 dolar civarında. Bu iki ülkeyi bu kadar farklı kılan Coğrafya değil, yönetim farkıdır.  Güneydeki yönetim toplumsal refahı artıracak işlerle uğraşırken Kuzeydeki yönetim kendi varlığını güçlendirip iktidarını sürdürmeye odaklanıyor. 

 

Japonya bir başka örnektir. Hemen hemen hiçbir doğal kaynağı bulunmayan Japonya, “Coğrafya Kaderdir” sözüne teslim olmak yerine Meiji Restorasyonu ile kaderini kendisi çizmiş ve dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden birisi durumuna gelmiştir. 

 

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, “Ulusların Düşüşü” adlı ünlü kitabında “Coğrafya kaderdir” düşüncesine şiddetle karşı çıkmıştır. Onlara göre tarih, bizlere göre ise iklim ya da coğrafya ile ekonomik başarı arasında basit ya da kalıcı bir bağlantının olmadığını göstermiştir. Acemoğlu ve Robinson, dünya tarihi içinde bu hipotezi çürütmek için onlarca örnek vermiştir. Örneğin; Neolitik devrimde dünyaya öncülük eden Ortadoğu’ydu ve ilk şehirler Irak’ta ortaya çıkmıştı. Demir ilk kez Anadolu’da eritilmişti. Üstelik Ortadoğu, orta çağa dek teknolojik bakımdan dinamik bir bölgeydi. 

 

Nitekim tarihsel süreç içinde baktığımız zaman özellikle Anadolu yüzlerce yıl birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Tarihi İpek Yolu ve Baharat Yolu gibi en önemli ticaret yolları bu coğrafyadan geçmiştir. Tarihte birçok bilimsel gelişmenin temelleri bu coğrafyada atılmıştır.  

 

Thales, Anaksimandros, Heraklitos, Epiktetos, Diogenes, Aristoteles, Hipokrat gibi antik dönem düşünür ve filozoflar Anadolu’da doğmuş, yaşamış ve bilimsel birçok paradigmanın temelini atmıştır. 12. Ve 13. Yüzyılda Anadolu’da Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre gibi önemli tasavvuf ve ruhani liderler düşünce ve sosyal yaşamı şekillendirmiştir. 

 

Ben de bu konuda Daron ve James gibi ne neolitik devrimin Ortadoğu’da ortaya çıkmasını sağlayan ne de orayı fakirleştirenin, bölgenin coğrafyası olmadığını düşünüyorum. Tam tersi bu bölgenin fakirleşmesini sağlayan Osmanlı’nın genişleyip güçlenmesi ve geride bıraktığı kültürel mirasın ta kendisidir. Yani kader olan aslında coğrafya değil, o coğrafya içinde yaşayan insanların olaylara bakış açısıdır. 

 

Sonuç olarak Coğrafya kader değildir. Aslında hiçbir şey kader değildir. Bilim, bu tür yaklaşımları kabul etmez. Bilim, gözleme ve deneye dayanır. Mesela doğru yönetim bir ülkeyi ileri götürürken yanlış yönetim geriye götürür. Bunun kaderle ilgisi yoktur. Kader; beceriksizliğin, çalışmamanın, yeterince mücadele etmemenin suçu üzerinden atmanın yoludur. Varoluş felsefesini savunanların belli bir kesimi (öncü Sartre) “var oluşumuza karışamayız, ama ondan sonrasının sorumluluğu, kaderi oluşturmanın yükümlülüğü bize aittir” der. Bu çok doğru bir saptamadır. Beceriksizliğimizin, başarısızlığımızın sorumluluğu büyük ağırlıkla bize aittir. 

 

Bana göre, bu yaklaşım toplumlar için de geçerlidir. İyi yönetilmeyen bir yerde sorumluluk padişaha (krala) aittir. Ama eğer o ülke seçime dayalı bir yönetim biçimine sahipse, sorumluluk o yönetimde ısrar eden topluma aittir.

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Hayır,, Coğrafya, KADER, Değildir!, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı