Yazı Detayı
11 Haziran 2020 - Perşembe 22:14
 
PANDEMİ GEREKÇESİYLE ÖZGÜRLÜKLERE MÜDAHALE EDİLMEMELİ
AHMET DOĞAN
 
 

PANDEMİ GEREKÇESİYLE ÖZGÜRLÜKLERE MÜDAHALE EDİLMEMELİ


Korona virüsü (Covid -19) dünyanın hemen her bölgesine yayıldı. ‘Virüs herkese eşit davranıyor’ deniliyor. Virüs belki sınıf ve fakirlik ayrımı yapmıyor ama yayılmasını engellemek için yapılan ve alınan önlemlerde ayrım yapılıyor. İnsanlara “Evinizde kalın”, “Bireyler arasında yeterli mesafeyi koruyun”, “Kişisel hijyene dikkat edin” çağrıları yapılıyor. Bunu söylerken de pandemi bahanesi ile kişi temel hakları, özgürlükleri kısıtlanıyor. 

 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 10 Haziran 2020 tarihinde açıkladığı verilere göre; dünya genelinde 7 Milyon 145 Bin 539 vaka ile 408 Bin 25 ölü sayılarını raporlaştırdı. Türkiye sayılarını ise, 172 Bin 114 Vaka ile 4 Bin 729 olarak belirlendi. 

 

144 yıl önce kurulan ve ABD’nin ilk araştırma üniversitesi olan ve aynı zamanda şu an dünya üniversiteler sıralamasında 25. sırada  bulunan John Hompskin Üniversitesi, 7 Haziran 2020’de yaptığı açıklamada Türkiye ve Çin ‘in Covid-19 ile ilgili verilerine çekince koydu ve “hükümet verileri yüksek oranda şüpheli” ibaresini kullandı. 

 

Yerel bazda verilerin açıklanmaması bunun en büyük sebeplerinden biridir şüphesiz ancak; pandemi döneminde hak ihlallerinin de büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. 

 

Şöyle biraz geriden gelirsek;

 

İnsan hakları ve özgürlükler Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca –zaman zaman göreli iyileşme ve ilerlemeler yaşansa da– genel olarak evrensel standartların hep gerisinde kaldı. Özellikle 2015 genel seçimlerinden sonra, Kürt sorununda barışçıl çözüm arayışlarından vazgeçilmesi ve Türkiye’nin yeniden çatışma ortamına girmesiyle birlikte, temel hak ve özgürlüklerde ciddi bir geriye gidiş süreci yaşanmaya başladı.


Bu süreç önce sokağa çıkma yasakları, ardından da 15 Temmuz gerekçesiyle ilan edilen OHAL uygulamaları kapsamında, hak ihlali yapan bir devlet pratiğinden hak temelli bir rejim fikrinin topyekûn terk edildiği bir gidişata doğru evrildi. 24 Haziran 2018 genel seçimleriyle yürürlüğe giren “yeni rejim” tarafından başta OHAL uygulamalarına kalıcılık/süreklilik kazandıran düzenlemeler olmak üzere yapılan pek çok düzenleme ve baskıcı uygulamalar sonucu siyasal ve sivil alan tümüyle bir kontrol/tedbir alanı haline getirildi. Hem siyasal katılımı hem de talep etme olanaklarını kapatarak yurttaş eylemliliğini imkânsız hale getiren bu durumu sürdürebilmek için siyasal iktidarın başvurduğu en önemli araç ise bütün meseleleri güvenlik sorunu haline getirmek oldu. 

 

Baskı ve kontrole dayalı bu yönetme tarzı bir düşmanlaştırma politikasıyla sürdürülmekte ve belirli bir konunun, kişinin ya da grubun hedef gösterilmesi, itibarsızlaştırılması, ötekileştirilmesiyle eşgüdümlü ilerlemektedir. 


Bunun en çarpıcı örneklerini Covid-19 salgını sırasında görmekteyiz. Toplum sağlığı da bir güvenlik sorunu olarak ele alınıp salgınla mücadele kapsamında tedbirlere uymadıkları gerekçesiyle çok sayıda yurttaş, kolluk güçlerinin çoğu kez işkence ve diğer kötü muamele niteliğine varan şiddetine maruz kalmıştır.

 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dökümantasyon Merkezi’nin verilerine göre yılın ilk beş ayında kolluk güçleri, toplanma ve gösteri özgürlüğü kapsamında yapılan basın açıklaması, anma, kutlama, protesto vb. 363 barışçıl eylem ve etkinliğe fiziksel şiddet kullanarak müdahale etmiş, ve bu müdahalelerde 754 kişi gözaltına alınmış, 16 kişi ise yaralanmıştır. Bu kapsamda kolluk güçlerinin Covid-19 ile ilgili olarak fiziksel şiddet kullanarak müdahale ettiği eylem ve etkinlik sayısı 9 olup, 42 kişi de gözaltına alınmıştır. 

 

İnsan Hakları Derneği (İHD)’nin verilerine göre ise 1 Mart 2020 ile 30 Mayıs 2020 tarihleri arasında kolluk güçlerinin açtığı ateş sonucu en az 2 kişi yaşamını yitirmiş ve 2 kişi de yaralanmıştır. 126’sı gözaltı merkezlerinde, 70’i gözaltı merkezi dışındaki yerlerde olmak üzere toplam 196 kişi kolluk güçlerinin fiziksel şiddetine, işkence ve diğer kötü muamele uygulamasına maruz kalmıştır. Toplanma ve gösteri özgürlüğü kapsamında yapılan 242 barışçıl eylem ve etkinliğe yönelik müdahaleler sonucu en az 338 kişi kolluk güçlerinin fiziksel şiddetine, işkence ve diğer kötü muamele uygulamasına maruz kalmıştır.

 

Sonuç olarak, farklı olaylarda şiddete maruz kalanların sayısını toplarsak yılın ilk beş ayında bine yakın yurttaş kolluk güçlerinin fiziksel şiddetine, işkence ve diğer kötü muamele uygulamasına maruz kalmıştır.

 

15 Temmuz 2016 Darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL, ülke genelinde resmi olarak 18 Temmuz 2018’de kalktı ancak fiiliyatta ülke genelinde devam etmektedir. 

 

Urfa’da ise diğer illere göre daha fazla uygulanmaktadır. OHAL’in kalkmasının üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen, neredeyse her ay idari amir tarafından yerel OHAL ilan edilmektedir. Son olarak 6 Haziran 2020’de, Urfa kent merkezi ve ilçelerinde yapılacak tüm eylem ve etkinlikler 30 gün boyunca yasaklandı. 

 

Açıklamanın içeriği ise içler acısı durumu gözler önüne sermekte;

 

“Tüm dünyayla birlikte ülkemizi de etkisi altına alan Koronavirus (covid-19) salgını kapsamında, 1 Haziran itibariyle başlayan normalleşme süreci de dikkate alındığında, oluşabilecek kontrolsüz kalabalıkların önüne geçilmesi ve bulaş riskinin önlenmesi ve ilimiz sınırları içerisinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin ve kamu esenliğinin sağlanması amacıyla, Valilik ve Kaymakamlık makamlarının uygun göreceği etkinlikler hariç olmak üzere, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. maddesi ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 19. maddesine istinaden yapılması muhtemel tüm açık alan etkinlikleri toplanma, yürüyüş, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, miting, stant açma, çadır kurma, bildiri/broşür dağıtma, afiş asma diğer illerden katılımlarla birlikte, 08 Haziran 2020 ile 07 Temmuz 2020 tarihleri arasında 30 gün süreyle il merkezi ve ilçelerimiz dahil olmak üzere Şanlıurfa coğrafi sınırları içerisinde yasaklanmıştır.”


İnsanların dışarda dolaşması serbest, kafelerde oturması serbest, restoranlarda beraber yemek yemesi serbest, halk otobüslerinde tıka basa üst üste oturması- yolculuk etmesi serbest iken, COVID-19 bahane edilerek toplantı - yürüyüş - gösteri yasaklanması akıl alır gibi değil.

 

Pandemiyi bahane ederek özgürlükleri kısıtlamamalısınız.

 

 

 

 

 

 
Etiketler: PANDEMİ, GEREKÇESİYLE, ÖZGÜRLÜKLERE, MÜDAHALE, EDİLMEMELİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı