Yazı Detayı
25 Ekim 2021 - Pazartesi 10:44
 
Uyuşturucu ile Mücadele Bakanlığı
İMAM HÜSEYİN SAVAŞ
 
 

Uyuşturucu ile Mücadele Bakanlığı


Uyuşturucu kullanımı ile ilgili kayıtlar neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Özellikle Çin ve Mısır gibi ülkelerde binlerce yıldan beri gerek tedavi, gerekse zevk amacıyla uyuşturucu kullanılmıştır.


Dünya üzerindeki uyuşturucu kullanım oranında çok hızlı bir yükseliş grafiği var. 1990 yılında 46 milyon 500 bin kişi uyuşturucu bağımlısıyken, 2016 yılında bu sayı 64 milyona ulaşmıştır. 2021 yılına baktığımızda dünya üzerinde yaklaşık 70 milyon insanın uyuşturucu bataklığında çırpındığını, çırpındıkça da daha çok battığını görüyoruz.


Dünyada bu gelişmeler yaşanırken maalesef ülkemizdeki zehir tacirleri de boş durmadı. Türkiye’de 1990 yılında 380 bin kişinin uyuşturucu kullandığı kayıt altına alınmışken, günümüzde bu sayı 700 bin sınırındadır. Tabi bu verilen rakamlar sadece kayıt altına alınan vakalara ait rakamlardır. Yani henüz yolu hastanelere, karakollara düşmemiş olan uyuşturucu kullanıcıları bu sayıya dahil değildir.


Ülkemiz Asya ile Avrupa arasındaki uyuşturucu trafiğinin güzergahı üzerinde bulunmaktadır. Bu coğrafi konum bizim için bir dezavantaja dönüşmüştür. Çünkü uyuşturucunun kıtalar arası yolculuğunda geçiş güzergahı olmak demek, dinsiz, imansız, vicdansız baronlarla sürekli mücadele etmek demektir.
Türk kolluk kuvvetlerinin nefesi her an küresel uyuşturucu baronları ve bunların ülkemizdeki ayak işlerini yapan yerli taşeronlarının ensesindedir. Türkiye’de sadece 2020 yılında uyuşturucu tacirlerine yönelik 160 bin operasyonda 230 bin kişi yakalanmıştır. 


Küresel uyuşturucu baronları ülkemizde bazı bölgelerde taşeron kişilere iş verdikleri gibi bazı bölgelerde de PKK, DHKP/C, TKP/ML ve FETÖ/PYD gibi terör örgütlerini taşeron olarak kullanmaktadır. Terör örgütleri zehir ticaretinden büyük gelir elde etmenin yanı sıra aynı zamanda örgüt mensuplarını uyuşturmak için ihtiyaç duyulan maddeleri de kolayca elde etmektedir.


Son 30 yılda PKK’ya yapılan uyuşturucu operasyonlarında 380 ton esrar, 6 ton eroin, 72 kg afyon, 5 ton bazmorfin, 10 kg kokain, 137 bin 851 ecstasy, 72 captagon, 28 bin 348 litre asetik anhidrit ve 350 milyon kök kenevir bitkisi ele geçirilmesi uluslararası zehir ticaretinden Türkiye’deki terör örgütlerine verilen payın büyüklüğünü gözler önüne sermektedir.


Uyuşturucu kullanımı kademeli olarak 20, 18 ve 16 yaş altına düşmekteyken günümüzde artık ilköğretim çağına kadar inmiştir. Her sabah bin bir özenle hazırlayıp evden okuluna uğurladığımız çocuklarımız büyük bir tehdit altındadır.


Uyuşturucu imalatı, pazarlaması, dağıtımı, nakliyesi yapan vicdanı kararmış kesim tarafından pazar payını büyütmek için son 20-25 yıldır gençlerimiz çeşitli maddelerin müptelası yapılmaya çalışılmaktadır.
Çocuk sayılacak yaştaki gençlerimiz arkadaş ortamı veya özenti sonucu çeşitli maddeleri “bir kereden bir şey olmaz, ben istediğim zaman bırakırım” düşüncesiyle kullanmaya başlayarak geri dönüşü olmayan bir yola girmektedir.


Bu çocuklarımız bağımlı hale gelip tamamen akıl bedeni terk ettikten sonra her çeşit suça bulaşıyorlar. Vicdanı körelmiş şeref ve namus yoksunu paragözler tarafından önce bağımlı hale getirilip sonra adına şirket kurulup devlete ve piyasaya milyonlarca borçlandırılanı da gördüm. Adına kredi çekileni de duydum. İki basamaklı bir merdivenden atlarmışçasına 10 katlı binanın çatısından atlayana da şahit oldum. Aile fertlerini rehin alan, yaralayan ve zarar vereni de gördüm. Kendi öz babasını öldürene de şahit oldum. Çevresine korku salan hatta öz anne-babasının -ölse de kurtulsak- dediği çocukları da duydum.


Bakıyorum da, her soy isimden, her sokaktan, her mahalleden bir/birkaç madde bağımlısı çıkıyor. Bu sebeple hiç kimse “benim çocuğum yapmaz” deme gafletine düşmemelidir. Bu pisliğe bulaşanların hepsini kendi öz çocuğumuz gibi görmezsek bu sorunu çözemeyiz.


Özellikle okul çevrelerinde, kafelerde, parklarda ve gençlerin yoğun şekilde bulunduğu çevrelerde hepimiz birer narkotik polisi gibi çalışmalıyız. Şüpheli gördüğümüz şahısları anında polise ihbar etmeliyiz. Çocuklarımızın çantalarını rutin olarak kontrol etmeliyiz, arkadaş çevresini mercek altına almalıyız, girip çıktığı mekanları araştırmalıyız.


Belediyelerimiz, kullanılmayan atıl durumda olan bütün metruk binaları yıkmalıdır. Park, bahçe, mezarlık, köprü altı, mesire alanı, orman gibi yerlerde özellikle geceleri sabaha kadar aralıksız bir şekilde polis, bekçi, zabıta üçlüsü birlikte devriye atmalıdır.


Birçok şehrimizde mezarlıklar madde bağımlılarının kontrolüne girmiş durumdadır. Bırakın geceyi, bazı mezarlıkların iç taraflarına gündüz saatlerinde girmek bile tehlikeli olmaya başlamıştır. Mezarlıklardaki aydınlatma yeterli seviyeye getirilmeli ve kontroller en üst seviyeye çıkartılmalıdır.


Günlük ve saatlik olarak kayıt dışı bir şekilde ev kiralamak kesinlikle yasaklanmalıdır. Bu tür evlerin neredeyse tamamı uyuşturucu kullanımı ve/veya fuhuş amaçlı olarak kiralanmaktadır. Açıklansa toplumda büyük infiale sebep olabilecek nitelikteki yasak ilişkilerin (ki, eskiden bunun adı zina idi) bu evlerde yaşandığının ve lise çağındaki genç kızlarımızın, erkeklerimizin bu evlerde oluşturulan bataklık ortamında uyuşturucuya başladıkları, fuhuşla tanıştıkları emniyet kayıtlarımızda mutlaka mevcuttur.


Bugün ülkemizin, milli eğitim, sağlık, terör, ekonomi, dış politika, adalet, yokluk, yoksulluk gibi sorunlarının olduğu nasıl bir gerçekse, uyuşturucu sorunu da bütün çıplaklığı ile karşımızda duran bir gerçektir.
Hatta bana göre uyuşturucu en önemli sorunumuzdur. Çünkü uyuşturucu doğrudan genç nüfusu hedef aldığından dolayı ülkemizin ve milletimizin geleceğini karartmaktadır.


Hükümet bu konuda gerekli adımları atarak uyuşturucu imalatı, satışı, kaçakçılığı, nakliyesi yapanlara verilen cezaların çok daha ağırlaştırılması, cezaevinde kaldığı sürece ziyaret yasağı bulunması, cezaevlerinde uyuşturucuya ulaşımın imkansız hale getirilmesi, bu fiili işleyenlerin çocuklarının, torunlarının kamu hizmetinden yararlandırılmaması için kanun değişikliği yapmalıdır. Mücadelenin başarılı olması için gerekirse Uyuşturucu ile Mücadele Bakanlığı ve Müsteşarlığı kurulmalıdır.


Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğimizi kurtarırsak, geleceğimizi kurtarmış olacağız. Türk milletinin geleceğini uyuşturmak isteyenlere karşı devlet - millet el ele verip mücadele etmelidir.


İmam Hüseyin SAVAŞ
25 Ekim 2021 / AYDIN

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Uyuşturucu, ile, Mücadele, Bakanlığı,
Yorumlar
Haber Yazılımı